Türkiye’de Genç Olmak: Geleceğin Sahibi mi, Bugünün Seyircisi mi?
Türkiye’de genç olmak garip bir şey. Bir yandan ülkenin geleceği olduğumuz söyleniyor. Diğer yandan bugünümüzle ilgili kararlar alınırken çoğu zaman masada olmuyoruz. Bize sürekli “Siz geleceksiniz” deniliyor...
Emir Demirgül14 Eylül 2026, 15:00· 4 dk okuma· 0 görüntülenme
Türkiye’de genç olmak garip bir şey.
Bir yandan ülkenin geleceği olduğumuz söyleniyor. Diğer yandan bugünümüzle ilgili kararlar alınırken çoğu zaman masada olmuyoruz.
Bize sürekli “Siz geleceksiniz” deniliyor.
Ama insan bazen şunu sormadan edemiyor:
Peki biz ne zaman bugün olacağız?
Çünkü gençlik sadece üniversite sıralarında geçen birkaç yıl, ailesinin yanında yaşayan ve hayata hazırlanan bir dönem değil. Gençlik; fikir üretmek, hata yapmak, çalışmak, girişim kurmak, siyaseti konuşmak, sanat yapmak, şehir değiştirmek, dünyayı görmek ve kendi hayatının sorumluluğunu almaya başlamak demek.
Fakat Türkiye’de gençlerin önünde ciddi bir çelişki var.
Bir tarafta inanılmaz bir potansiyel…
Diğer tarafta bu potansiyeli kullanmayı zorlaştıran ekonomik ve sosyal gerçekler.
Gençler neden bu kadar umutsuz?
Bugünün genci daha önce hiç olmadığı kadar dünyayı görüyor.
Telefonunun ekranından Amerika’daki bir girişimciyi, Almanya’daki bir öğrenciyi, Güney Kore’deki bir sanatçıyı veya İngiltere’deki bir yazılımcıyı takip edebiliyor.
Ne var ki dünyayı görmek bazen umut vermekten çok karşılaştırma duygusunu büyütüyor.
“Ben neden burada değilim?”
“Ben neden bu imkâna sahip değilim?”
“Ben neden kendi ülkemde istediğim hayatı kuramıyorum?”
Bu sorular zamanla gençlerin zihninde büyük bir yorgunluğa dönüşüyor.
Üniversite bitiyor.
Diploma alınıyor.
Sonra hayatın en zor sorusu geliyor:
“Şimdi ne olacak?”
İş bulmak zor.
Kendi işini kurmak maliyetli.
Ev almak neredeyse hayal.
Kiralar yüksek.
Birçok genç ailesinden bağımsız bir hayat kurabilmek için yıllarca beklemek zorunda kalıyor.
Bütün bunların üzerine bir de “Gençler neden evlenmiyor?”, “Neden çocuk sahibi olmuyor?”, “Neden yurtdışına gitmek istiyor?” diye soruluyor.
Belki de önce şu soruyu sormak gerekiyor:
Gençlere nasıl bir hayat sunduk?
Ama bütün mesele ekonomi de değil
Burada gençleri tamamen mağdur bir tabloya koymak da doğru değil.
Çünkü bizim kuşağımızın elinde önceki nesillerin sahip olmadığı çok güçlü bir şey var:
Bilgiye erişim.
Bugün 20 yaşındaki bir genç, dünyanın en iyi üniversitelerindeki derslere ulaşabiliyor.
Bir tasarımcı dünyanın herhangi bir yerindeki müşteriye iş yapabiliyor.
Bir yazılımcı evinden çıkmadan başka bir ülkeye hizmet verebiliyor.
Bir genç sosyal medya üzerinden kendi markasını oluşturabiliyor.
Bir telefon kamerası ile milyonlara ulaşabiliyor.
Eskiden bir gazeteye çıkmak için gazetenin kapısını çalmak gerekiyordu.
Bugün bir genç, kendi medya kanalını kurabiliyor.
Ben bunun önemli bir değişim olduğunu düşünüyorum.
Ama bu imkanların var olması, herkesin bunlardan faydalanabildiği anlamına gelmiyor.
Bizim de kendimize sormamız gerekenler var
Eleştirinin bir tarafı devlete, ekonomiye, sisteme veya topluma dönük olabilir.
Ama diğer tarafında da kendimiz varız.
Bazen bütün sorunlarımızın çözümünü dışarıdan bekliyoruz.
İş yoksa devlet versin.
Para yoksa biri destek olsun.
Başarısızsak şartlar kötüydü.
Bir şey olmadıysa başkası engelledi.
Elbette bunların hepsinin gerçeklik payı var.
Fakat genç olmanın en önemli avantajlarından biri de henüz değiştirebileceğimiz çok fazla şeyin olması.
Bugün 20 yaşında olan bir insanın önünde belki 60 yıllık bir çalışma hayatı var.
Bu küçümsenecek bir zaman değil.
Dolayısıyla gençlerin sadece “Bize ne verilecek?” diye değil,
“Ben ne üretebilirim?” diye de sorması gerekiyor.
Çünkü bu ülkenin ihtiyacı sadece daha fazla tüketen gençler değil.
Daha fazla üreten, düşünen, sorgulayan ve sorumluluk alan gençler.
Gençlerin siyasette ve toplumda yeri nerede?
Bence asıl problem burada başlıyor.
Türkiye’de gençlerden seçim dönemlerinde enerji bekleniyor.
Sosyal medyada aktif olmaları bekleniyor.
Slogan atmaları, destek vermeleri, sahaya çıkmaları bekleniyor.
Ama karar mekanizmalarına geldiğimizde işler biraz değişiyor.
Gençlerin fikirleri dinleniyor ama çoğu zaman gençlere gerçekten sorumluluk verilmiyor.
Oysa gençlerin sadece “gençlik kollarında” değil, ekonomide, belediyelerde, odalarda, üniversitelerde, medyada, sanatta ve iş dünyasında daha fazla söz sahibi olması gerekiyor.
Çünkü bir ülkenin gençlerini sadece geleceğin yöneticileri olarak görmek yanlış.
Gençler bugünün de vatandaşları.
Bugünün çalışanı.
Bugünün girişimcisi.
Bugünün seçmeni.
Bugünün üreticisi.
Ve bugünün sorunlarını yaşayan insanlar.
Gençlerin Türkiye’den kaçması değil, Türkiye’de kalabilmesi konuşulmalı
Bir gencin yurtdışına gitmek istemesi tek başına kötü bir şey değil.
Dünyayı görmek, başka ülkelerde eğitim almak, farklı kültürleri tanımak insanı geliştirir.
Asıl sorun, gencin geri dönmek için bir sebep bulamamasıdır.
Türkiye gençlerine;
“Gitme.”
demek yerine,
“Git, öğren, geliş ve istersen geri dön; burada da yapabileceğin bir şey var.”
diyebilmelidir.
Bunun yolu da sadece maaşlardan geçmiyor.
Adalet duygusundan geçiyor.
Liyakatten geçiyor.
Özgür düşünceden geçiyor.
Üretimden geçiyor.
Girişimciliğin önündeki engellerin azaltılmasından geçiyor.
Ve belki de en önemlisi, genç insana “Senin fikrinin bir değeri var.” hissini verebilmekten geçiyor.
Peki biz ne yapacağız?
Bence gençlerin Türkiye'deki yerini konuşurken sadece devletten, siyasetten veya büyük kurumlardan beklenti içerisinde olmak da eksik kalıyor.
Biz de kendimize bir yol çizmek zorundayız.
Bir şeyler öğrenmek.
Bir şeyler üretmek.
Hata yapmaktan korkmamak.
Kendimizi sadece diploma ile tanımlamamak.
Birbirimizi aşağı çekmek yerine desteklemek.
Ve en önemlisi, “Bu ülkeden bir şey olmaz.” cümlesini hayatımızın mottosu haline getirmemek.
Çünkü belki de bu ülkenin en büyük problemi gençlerin hiçbir şey yapamaması değil.
Yapabileceklerine inanmaktan vazgeçmeleri.
Ben Türkiye'deki gençliğe baktığımda umutsuzluktan çok büyük bir enerji görüyorum.
Sadece doğru yere yönlendirilmesi gerekiyor.
Çünkü gençler gerçekten geleceğin sahibi olacaksa, onlara sürekli geleceği beklemelerini söylemek yerine bugünü kurma fırsatı vermek gerekiyor.
Ve belki de artık gençlere şu cümleyi söylemeyi bırakmalıyız:
“Siz geleceksiniz.”
Çünkü biz zaten buradayız.
İlgili Haberler
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.

